BLOG
Unesco Dünya Miras Alanları 1
Osman Gazi ve Orhan Gazi Türbeleri
Osman Gazi Türbesi

Osman Gazi, Balaban Bey kalesinden Bursa’nın kuşatma harekâtını yürütürken, burada bulunan manastırın gümüş gibi parlayan kurşun kaplı kubbesini oğlu Orhan Gazi’ye göstererek buraya defnedilmesini vasiyet ettiği rivayet edilmektedir. Bu sebeple, Bursa’nın fethinden sonra Orhan Gazi tarafından bugünki Tophane Parkı olarak bilinen yere defnedilmiştir. Halk arasında “Osmancık” veya “Manastır” türbesi olarak da bilinir. Selçuklu sultanı tarafından Osman Gazi’ye gönderilen ve 1801 yılındaki yangında yandığı düşünülen çok büyük bir davul ve tespihin bulunmasından dolayı bir zamanlar “Davullu Manastır” adıyla da anılmıştır.
1855 yılındaki depremde yıkılan türbe, 1863’te dönemin padişahı Sultan Abdülaziz tarafından bugünkü şekliyle yeniden yaptırılmıştır. Köfeki taşından yapılan türbenin üzeri, sekizgen kenar üzerine kubbe ile kapatılmıştır. Kuzeydeki ahşap bir antreden türbeye girilir. Kapının üstündeki mermer taşa kabartma tarzıyla yazılmış dört satırlık kitabesinde, türbenin Sultan Abdülaziz tarafından yaptırıldığı yazılıdır. Türbe yedi pencere ile aydınlatılmaktadır. Her tarafı sedef kakma parmaklıklar ile çevrili sanduka, Osman Gazi’ye aittir. Türbede ayrıca Osman Gazi’nin oğlu Alaaddin (1332), Orhan Gazi’nin eşi Asporça Hatun, Asporça Hatun’un oğlu İbrahim, I. Murad’ın oğlu Savcı Bey (1385) ve isimleri bilinmeyen 12 kişinin sandukaları bulunmaktadır.
Orhan Gazi Türbesi

Zemininde Saint Elia Kilisesi’ne ait mozaikler yer almaktadır. 1855 depreminde yıkılan türbe, bugünkü haliyle Sultan Abdülaziz döneminde, 1863 yılında yaptırılmıştır. Kare planlı olan türbe, dört sütun üzeri kubbe ile örtülmüştür. Kubbenin içi kalem işleriyle kartuşlar şeklinde süslenmiş, pandantifler ve pencere alınlıkları iri barok motiflerle süslenmiştir. Orhan Gazi’nin yeşil çuha örtülü sandukası pirinç şebeke ile çevrilidir.. Türbe içerisinde, ortadaki pirinç parmaklıklarla çevrili sanduka Orhan Gazi’ye aittir. Türbede ayrıca, Orhan Gazi’nin eşi Nilüfer Hatun, Nilüfer Hatun’un oğlu Kasım (1347), Nilüfer Hatun’un kızı Fatma, Cem Sultan’ın oğlu Abdullah (1481), II. Bayezid’in oğlu Şehzade Korkud (1513) ve Yıldırım Bayezid’in oğlu Musa Çelebi (1413)’nin sandukaları vardır. Bunlardan başka isimleri bilinmeyen 14 kişiye ait sandukalar da bulunmaktadır.
2014 yılında UNESCO Dünya Mirası olarak ilan edilen alan içerisinde yer almaktadır.
Yeşil (I. Mehmed) Külliyesi

Sultan I. Mehmed (Çelebi) tarafından 1419 yılında yaptırılan külliye, Ankara Savaşı’nda (28 Temmuz 1402) Timur karşısında alınan mağlubiyetin ardından, Osmanlı hâkimiyetinin yeniden doğuşunu sembolize etmektedir. Külliye; cami, medrese,han, türbe, hamam ve imaretten oluşmaktadır. Türbenin içinde Çelebi Sultan Mehmed’in, oğulları ve kızlarının ve dadısının sandukaları bulunur.
Evliya Çelebi
Seyahatnamesi’nde Yeşil Camii için:”Bu cami letafeti ve güzelliği yönüyle öyle bir camidir ki, yeryüzünde bunun gibi bir bina yapılmamıştır” der. Caminin mihrabı, mahfili döneminin İznik çinileriyle kaplanmış olup, olağanüstü bir süslemeye sahiptir. Çiniler %80 oranında kuvars, diğer bir deyişle yarı değerli maden taşları içermektedir. Külliyenin yapıları öncelikle mimarı Hacı İvaz Paşa başta olmak üzere, Bursalı Nakkaş Ali İbn İlyas Ali, çini ustası Mecnun Mehmed, tahta oymacısı Tebrizli Hacı Ali ve kiremitçi Pir Mehmed Çelebi gibi sanatkârların olağanüstü gayretleriyle oluşturulmuştur. Yapıdaki süsleme elemanlarında sanatçı imzalarına yer verilmesi yapının banisi Sultanın sanata ve sanatçıya verdiği değeri de göstermektedir.

Külliye içindeki yapılar ve süslemeleri araştırmacı ve sanatçıların tarih boyunca ilgisini çekmiş, onların farkındalığı Bursa’nın tanınırlığını arttırmıştır. Bursa Valisi Ahmet Vefik Paşa tarafından 1864-67 yılları arasında Bursa’ya davet edilen Fransız mimar Leon Parvillé, Yeşil Cami’nin cephe, iç mekân, taş işçiliği ve çini süslemelerini detaylı biçimde çizerek günümüze yapıyı tanıtıcı önemli belgeler bırakmıştır.
İlk Türk arkeoloğu kabul edilen, müzeci ve ressam Osman Hamdi Bey (1842-1910) Türk resminde figürlü kompozisyon kullanan ilk ressam olarak da bilinmektedir. Aynı zamanda Sanayi-i Nefise Mekteb-i Alisi (Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi) ve İstanbul Arkeoloji Müzesi kurucusu olan Osman Hamdi Bey’in en tanınmış eserlerinden biri olan “Kaplumbağa Terbiyecisi”(1906) tablosundaki figür, mekân olarak Bursa Yeşil Cami’nin üst katındaki odada gösterilmiştir. İki Müzisyen Kız (1880), Yeşil Türbe’de Dua (1882) adlı tablolarında da çiniler gerçekçi görünüşleriyle dikkat çekmektedir. Ressamın tablolarına konu olan Yeşil Cami ve Türbe çinileri günümüzde de aynı etkilerini sürdürmektedir.
Fatih Sultan Mehmed döneminde, 1480 yılında Türbedar Köse Ali Paşa (Sofu Bedreddin) tarafından tek hamam tipolojisinde yaptırılan ve kapısı üzerindeki kitabesinde devrengeç suyu kullanıldığı yazılı olan hamam’ın çapraz karşısında Sultaniye Medresesi ismi ile zamanın en saygın medreselerinden biri olan Yeşil Medrese ise Türk İslam Eserleri Müzesi olarak faaliyet göstermektedir.İmarethane aynı işlevini korumaktadır.
2014 yılında UNESCO Dünya Mirası olarak ilan edilen alan içerisinde yer almaktadır.
Hanlar Bölgesi (Orhan Külliyesi çevresi)

İlk Osmanlı başkenti olan Bursa, aynı zamanda Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti tarihinin önemli ticaret merkezlerinden biridir.
Bursa’nın bu önemli ticari rolü ve Osmanlı İmparatorluğu’nun başkenti olması, Hanlar Bölgesi’ne büyük hanlar, bedesten ve çarşılar olarak yansımıştır. Bu bölge, kurulduğu 14. yüzyıldan beri kentteki ekonomik aktivitenin merkezi olmuştur. Bölge estetik ve sosyal değerini korumuş ve tümüyle yayalaştırıldığı için hem turistler hem de kent sakinleri için çekici bir kamu alanı niteliğindedir. Hanlar ve çarşılar, kuruldukları 700 yıl öncesinden bugüne kesintisiz olarak işlemeye devam etmektedir.

Bölgedeki Orhan Gazi Külliyesi’nin bir parçası olan Emir Han, ilk inşa edilendir. Kapan Han, 1. Murad döneminde Emir Han’ın güneybatısında yapılmıştır ve Hanlar Bölgesi’ni kuzeyden saran Bedesten de Yıldırım döneminde inşa edilmiştir. I. Mehmed döneminde inşa edilen İpek Han ve II. Murad döneminde yapılan Kütahya Han; Hanlar Bölgesi’nin Doğu-Batı eksenini oluşturmaktadır. Çarşılar hanların etrafında gelişmiştir. Dükkânların üzerinde bulunduğu uzun ve dar bir sokak ağı çarşının kendisini oluşturmaktadır.

Külliyeler farklı görevleri bulunan cami, medrese, imaret, hamam ve hatta kimi zaman hastane veya gelir getiren çarşı ve hanlar gibi binalardan oluşmaktadır. Külliyeler, ilerde etrafına yapılacak yerleşim yerlerinin merkezini teşkil etmek ve şehrin gelişimini belli yönde tetiklemek amacıyla inşa edilmiştir. Sultanlar bu külliyeleri şehrin farklı merkezlerine yaptırmakla birlikte, aynı zamanda Hanlar Bölgesi’ndeki diğer kamu binalarının yapımına da katkı sağlamıştır (ticaret merkezi)
14. Yüzyılın ikinci çeyreğinde, iki nehir arasındaki bir tepede bulunan Bizans yerleşim bölgesinin kuzeydoğusuna Orhan Gazi Külliyesi inşa edildikten sonra, yeni yerleşim bölgesinde, bu bölgenin kent merkezi olarak seçilmesi kararını pekiştirmek amacıyla yapı çalışmaları devam etmiştir.
Orhan Gazi Külliyesi bir adet cami, bir hamam, bir imaret ve bir handan (Emir Han) oluşmaktadır.
Orhan Camii külliye içerisinde inşa edilen ilk yapıdır. Erken Dönem Osmanlı mimarisinin en önemli tasarımlarından olan “⊥” planının (zaviyeli, tabhaneli) görüldüğü ilk camidir. Kuruluş aşamasındaki devletin fiziksel, kültürel, sosyal ihtiyaçlarını karşılayacakları birimlere duyulan ihtiyaç, daha komplike olan bu plan tipinin oluşturulmasında etkili olmuştur. Cami, Harim denilen asıl ibadet mekânı, bu ibadet mekânının iki yanında birer eyvan ile eyvanların kuzey ve güneyine yerleştirilmiş ikişer tabhane mekânından oluşmaktadır.
2014 yılında UNESCO Dünya Mirası olarak ilan edilen alan içerisinde yer almaktadır.
Muradiye (II. Murad) Külliyesi

Sultanı II. Murad tarafından Bursa’da yaptırılan son padişah külliyesidir. 1426 yılında yaptırılan külliyede başta bir cami, medrese, hamam, imaret ve türbe bulunmaktaydı.
Muradiye Külliyesi, Sultan II. Murad’ın oğlu Şehzade Alaaddin Türbesi ile başlayan, II.Selim dönemine (16. yüzyıl) kadar gelen türbe yapıları ile ayrıca önem kazanmış, anıtsal türbe yapılarının meydana getirdiği bir hazire, ilk olarak burada var olmuştur.

Muradiye Külliyesi içerisinde on üç türbe bulunmakta olup; bu türbelerde Sultanların eşleri, oğulları, kızları, yakın akrabaları ve Osmanlı’ya hizmet eden çeşitli saray mensupları yer almaktadır. Yakın akrabaların buraya gömülmesi, başkentin İstanbul’a taşınmasından sonra dahi Bursa’nın manevi olarak hala ne kadar önemli olduğunun göstergesidir.
Külliye, bulunduğu mahalleye ismini vermiştir. Günümüzde medresesi müze, imareti restoran olarak kullanılmaktadır.
2014 yılında UNESCO Dünya Mirası olarak ilan edilen alan içerisinde yer almaktadır
Cumalıkızık Köyü

Cumalıkızık, Bursa’nın doğusunda, Bursa-Ankara karayolunun 12. km’sinde Uludağ’ın kuzeyinde yer alan erken dönem Osmanlı Vakıf köyüdür.
“Kızık” ismi 11. yüzyılda Divan-ı Lugat-it Türk’te Anadolu ve Kuzey Suriye’deki “kızık” ismindeki Türkmen yerleşimlerini anlatan bir kelime olarak geçmektedir.

Bursa’daki Kızık Köyleri’nin 1300’lerin başında kurulduğu düşünülmektedir. Bunlar arasında en otantik ve en iyi muhafaza edilen köy olan Cumalıkızık, aynı zamanda orduya güvenli bir hinterlant oluşturmak amacıyla kullanılan bir Osmanlı stratejisi olan önce kırsal bölgenin, daha sonra kentlerin fethedilmesi stratejisini de yansıtmaktadır. Köy bir Vakıf Köyü’dür – bu da kalıcı olarak bir kamu kurumuna (külliyeye) ait olduğu, diğer külliyelerin ve yeni kentin yapımı için gelir oluşturma amacını taşıdığı anlamına gelir. Köyün oluşturulması, bir başkent olarak Bursa’nın kurulmasının bir parçası niteliğindedir.
17. Yüzyılda kayıtlarda Ortakızık Köyü, Cumalıkızık veya Camilikızık olarak yer almıştır. Bulunduğu alanda diğer altı Kızık (Derekızık, Hamamlıkızık, Değirmenlikızık, Fidyekızık, günümüzde mevcut olmayan Bayındırkızık ve Dalkızık) arasında, minberi bulunan ve Cuma Namazlarının kılınabildiği camisi olması nedeniyle bu adla ifade edildiği düşünülmektedir.
Köyün kendisi, yapısı, ortamı ve evleri orijinal planlarını ve yapım tekniklerini muhafaza etmiştir; ve köyün bütünü Erken Osmanlı Dönemi’ne en yakın “hava”yı yaratmaktadır. Köyün etrafındaki arazi, ilk başlarda olduğu gibi hala tarım ve ormancılık için kullanılmaktadır.
2014 yılında UNESCO Dünya Mirası olarak ilan edilen alan içerisinde yer almaktadır.
.
Leave a Reply